Ege Ordusu adıyla da bilinen, 4. Ordu'nun tuhaf yapısından önce Cemil Ertem'in yazısı sayesinde haberdar oldum. Ege Ordusu, 1975'te, Yunan tehdidine karşı kurulan, NATO'nun varlığını hiçbir zaman hoş karşılamadığı bir ordu. Envanteri NATO'ya açık değil, yani üstten yapılan bir planlama ile, kayda girilmesi istenmeyen ağır / hafif tüm silahlar, bu ordunun bünyesine sokulabilir.
Ege Ordusu'nun adı karşıma ikinci kez, 14 Ağustos tarihli Radikal gazetesinin manşetinde çıktı. Ertuğrul Mavioğlu'nun haberine göre, Ordu'nun İstihbarat Başkanlığı, Türkiye'deki misyoner etkinliklerini il il fişlemişti.
Haberdeki verilerle, Cemil Ertem'in yazısındaki bazı ilginç noktaları harmanlayalım:
1. Ege Ordusu'nun ilk komutanı, darbeci general Kenan Evren.
2. Şu anda hapiste bulunan, darbe müteşebbisliğinden sanık Hurşit Tolon da, 2001-2004 yılları arasında, Ege Ordusu Komutanlığı'nı yürütmüş.
3. 28 Şubat'ın mühim isimlerinden Doğu Aktulga da Ege Ordusu'nda 1997-2000 arasında komutanlık eylemiş.
4. 2000 yılında, Yunanistan ile Türkiye arasındaki buzların erimeye yüz tuttuğu depremler sonrası konjonktürde, Ege Ordusu'nun kaldırılması gündeme gelmiş ve bu konu birkaç ay tartışılmış. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu, "Böyle şey olmaz" deyip düğümü kılıcıyla çözmüş.
5. Kıvrıkoğlu'nun yeğeni Hayri Kıvrıkoğlu, bu dönemden itibaren Ege Ordusu Komutanı olacak.
6. Hayri Kıvrıkoğlu buraya Kıbrıs'taki Kolordu'dan geliyor. Ege Ordusu'na Kıbrıs'tan geçiş yapan tek isim, Kıvrıkoğlu değil. Işık Koşaner de Ege'ye Kıbrıs'taki Barış Gücü'nden geçmiş.
7. Kıbrıs demişken, şuraya bir bakmanızı öneririm. Eğer yetmezse, şunu da okuyabilirsiniz.
8. Radikal'in haberinde yer alan İstihbarat raporunun hazırlandığı tarihte bu ordunun komutanlığını yapan kişi, müstakbel Kara Kuvvetleri Komutanı, tabii ki sonra da Genelkurmay Başkanı, Işık Koşaner (bkz. madde 6). Koşaner, Ege'den, 2006 yılında Jandarma Genel Komutanlığı'na atanmış.
Koşaner'in evveli de hayli ilginç: 1978 yılında Kara Harp Akademisi'nden mezun olduktan sonra, Genelkurmay Özel Harp Dairesi Başkanlığı'nda çalışmaya başlamış. Birkaç yurtiçi ve yurtışı görevden sonra -yurtdışı görevi İtalya'da, AFSOUTH İstihbarat Dairesi'nde. NATO'nun o sıralardaki favori sporu hakkında bir fikir verelim.- Özel Harp Dairesi Kurmay Başkanlığı ve Özel Kuvvetler Komutanlığı Kurmay Başkanlığı yapmış.
Hepsini altalta koyun, ama aklınızdan geçeni bana söylemeyin. Malum, bunlar beş kere söyleyince geliyor.
kenan evren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kenan evren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazartesi, Ağustos 18, 2008
bir garip ordu
Etiketler:
ergenekon,
gladio,
hurşit tolon,
ışık koşaner,
kenan evren,
kıbrıs,
kontgerilla
Çarşamba, Ağustos 06, 2008
corc dabya buş kanalizasyon tesisleri
haziran sonunda tatildeyken kaçırdığım bir haber: ilerici yapısıyla bilinen san francisco şehri, george w. bush'u tarihe bilinenden farklı bir yöntemle geçirmeye karar vermiş: şehrin en büyük kanalizasyon tesislerinden birine adını vererek. san francisco'daki yasalar, 7186 imza toplanan her öneri, referanduma sunulmak zorunda. haberin yapıldığı tarihte ise bu sayı 8500'ü geçmişti. eğer büyük bir aksilik olmazsa, san francisco, bu öneriyi kasım'da oylayacak.
türkiye'de de benzer yasalar olsa nasıl eğlenirdik, düşünsenize. benim aklıma hınzırca örnekler yağmaya başladı bile:
turgut özal katı atık arıtma tesisi
şevket kazan genelevi
i. melih gökçek akıl hastanesi
recep tayyip erdoğan huzurevi
kenan evren çağdaş sanatlar merkezi
buyrun siz de ekleyin..
türkiye'de de benzer yasalar olsa nasıl eğlenirdik, düşünsenize. benim aklıma hınzırca örnekler yağmaya başladı bile:
turgut özal katı atık arıtma tesisi
şevket kazan genelevi
i. melih gökçek akıl hastanesi
recep tayyip erdoğan huzurevi
kenan evren çağdaş sanatlar merkezi
buyrun siz de ekleyin..
Etiketler:
george w. bush,
i. melih gökçek,
kenan evren,
tayyip,
turgut özal
Perşembe, Temmuz 12, 2007
affedişin kırılma noktaları
unutma, affetmenin bir türü olduğunda, erdeme dönüşür. acı çektirilen, şiddete maruz bırakılan, kıyılan kitleler, affetme ve unutma hakkına sahip olurlar. bu hakkı kullanıp kullanmamak, onların tasarrufundadır. güney afrika örneğinde, apartheid rejimine yıllarca maruz bırakılanlar, kurulan gerçek ve uzlaşma komiteleri sayesinde kendilerini kurban konumuna getirenler ile yeniden 'tanışmış', onları affetmiştir. soykırımdan kurtula birçok israilli ise, nüremberg vb. mahkemelerin cezalandırma süreci bittikten yıllar sonra, nazi rejimi uygulayıcı ve işbirlikçilerini yakalayıp kendi ülkelerine, israil'e getirip orada yargılamışlar ve yarı resmi bir linç ortamında idam etmişlerdir. yirminci yüzyıl israiloğlulları'nın bu tutumu, onların aynı toprakları paylaştıkları filistinliler'e nasıl davranacakları konusunda ipuçlarını, görmesini bilene, zamanında sunmuştur.
türkiye'de ise affetmek mümkün değil; çünkü affetmesi gereken insanlar henüz affetme hakkını dahi elde edememiş durumda. şiddet uygulayan, kıran, kıyan iktidar, örneğin 12 eylül'den neredeyse otuz yıl sonra, “kendimi affettirmem” diyerek ortalıkta kurumlanıyor. 2 temmuz'un üzerinden geçen on dört yılda, şu andaki hükümet yetkililerinin tek dem vurdukları, olayın üzücülüğü, onların temsil ettiği çevrelerin daha sıklıkla dile getirdiği ise, klasik 'dış mihraklar' argümanı. hani, utanmasalar, anadolu'da görmek istemediğimiz hareketler diye formüle edecekler.
affetmek demişken, aklımdan geçiredurduğum varsayımsal bir durum var. pkk yarın bir açıklama yapıp dese ki, “tamam, biz silahları bırakıp teslim olacağız, cezamızı çektikten sonra da sivil siyasete atılacağız; ancak bunun için tek bir önkoşulumuz var. 1984'te diyarbakır cezaevi'nde yaşananlar için türk silahlı kuvvetleri'nin kamuoyundan ve özellikle kürt yurttaşlarından özü,r dilemesi ve bu konuda bir gerçek ve uzlaşma komisyonu kurması” yer mi? yemez. pkk kendi savaş rantından vazgeçmez; ancak türk ordusu da özür dilemesini bilmez. özür dilemesini bilseydi, altmış yılın ciltler tutan ihlal kayıtlarını ortaya birer birer dökmesi gerekirdi, ki bu da en az bir darbe kadar zaman alacak bir iş.
peki ne olacak? affetmesi gerekene bu hak tanınmaz, affedilmesi gereken de “affedilecek bir şey yapmadım” demeye devam ederse, uçurumun kıyısından dibine olan yol uzamaz mı?”
türkiye'de ise affetmek mümkün değil; çünkü affetmesi gereken insanlar henüz affetme hakkını dahi elde edememiş durumda. şiddet uygulayan, kıran, kıyan iktidar, örneğin 12 eylül'den neredeyse otuz yıl sonra, “kendimi affettirmem” diyerek ortalıkta kurumlanıyor. 2 temmuz'un üzerinden geçen on dört yılda, şu andaki hükümet yetkililerinin tek dem vurdukları, olayın üzücülüğü, onların temsil ettiği çevrelerin daha sıklıkla dile getirdiği ise, klasik 'dış mihraklar' argümanı. hani, utanmasalar, anadolu'da görmek istemediğimiz hareketler diye formüle edecekler.
affetmek demişken, aklımdan geçiredurduğum varsayımsal bir durum var. pkk yarın bir açıklama yapıp dese ki, “tamam, biz silahları bırakıp teslim olacağız, cezamızı çektikten sonra da sivil siyasete atılacağız; ancak bunun için tek bir önkoşulumuz var. 1984'te diyarbakır cezaevi'nde yaşananlar için türk silahlı kuvvetleri'nin kamuoyundan ve özellikle kürt yurttaşlarından özü,r dilemesi ve bu konuda bir gerçek ve uzlaşma komisyonu kurması” yer mi? yemez. pkk kendi savaş rantından vazgeçmez; ancak türk ordusu da özür dilemesini bilmez. özür dilemesini bilseydi, altmış yılın ciltler tutan ihlal kayıtlarını ortaya birer birer dökmesi gerekirdi, ki bu da en az bir darbe kadar zaman alacak bir iş.
peki ne olacak? affetmesi gerekene bu hak tanınmaz, affedilmesi gereken de “affedilecek bir şey yapmadım” demeye devam ederse, uçurumun kıyısından dibine olan yol uzamaz mı?”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)