Cuma, Temmuz 04, 2008

işkence yakınlaştırır!


world public opinion, dünyanın birçok ülkesinde ayrıntılı kamuoyu araştırmaları yapan bir kuruluş. muhtelif konularda yaptıkları araştırmaları, zaman zaman sitelerinden duyuruyorlar.

son araştırmalarından biri, toplumların işkence üzerine görüşleri. aralarında türkiye'nin de olduğu 19 ülkede, 20 bine yakın kişiyle görüşülmüş. araştırmanın türkiye ayağını, infakto research workshop yürütmüş. araştırma sonuçlarına göre, "işkenceye genelde ya da istisnai durumlarda izin verilebilir." diyenlerin en çok olduğu ülke, hindistan (yüzde 59). hindistan'ı nijerya (yüzde 54) ve türkiye (yüzde 52) takip ediyor.
işkenceye genelde izin verilmesinde bir sorun olmadığını söyleyenler liginde türkiye, liderliği çin ile paylaşıyor (yüzde 18). bu ikiliyi, nijerya (yüzde 15), güney kore ve abd (yüzde 12'şer) takip ediyor.
işkenceye hiçbir koşulda izin verilmemesini söyleyenlerin en az olduğu üç ülkeden biri, türkiye (yüzde 36). diğer iki ülke ise hindistan (yüzde 28) ve tayland (yüzde 36). dördüncü, nijerya (yüzde 41).
işkenceyi polis ya da asker ya da kamu görevlisi yapmaz. onayıyla tüm toplum yapar. yukarıdaki tabloya bakın: işkencecilik okulundan başarıyla mezun olmuş bir ülkenin ve ruhen yakın olduğu diğer ülkelerin çirkin fotoğrafına.

Pazartesi, Haziran 02, 2008

i. melih gökçek'e suç duyurusu metni, yarın bekleriz

3 Haziran 2008, Ankara
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na,

Şikayet Eden: ...
Vatandaşlık Numarası: ...
Adres: ...
Telefon: ...
Şikayet Edilen:
İ. Melih Gökçek, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı
ASKİ Genel Müdürlüğü yetkilileri

Konu: TCK’nin 257 / 1-2 maddelerinin ihlali nedeniyle suç duyurusu

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek, 29 Mayıs 2008 Perşembe günü yaptığı basın açıklamasında, Kesikköprü’den gelen Kızılırmak suyunun 21 gündür şebekeye verilmekte olduğunu belirtmiş, bu konuda kamuoyunu bilgilendirmeme nedeni olarak “bazı sivil toplum örgütleri ve bazı siyasi partilerin basın toplantıları düzenleyerek ishal vakaları görüldüğü yönünde açıklama yapma olasılığını” bertaraf etme isteğini bildirmiştir. Gökçek, yaptığı basın açıklamasında bunu bozduğu için mutlu olduğunu, ancak “böyle bir yola başvurduğu için halktan özür dilediğini” ifade etmiştir.

Kamu yönetiminin temel kurallarından biri, kamu görevlilerinin, kendi yetki alanındaki konularda, devlet sırrı olmadığı sürece, halkı bilgilendirme yükümlülüğüdür. İçme suyu gibi hassas, kamuoyunun dikkatini aylar öncesinden çekmiş bir konuda Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ASKİ’nin yapmış olduğu bu tasarruf, Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinin birinci bendinin açık bir ihlali anlamına gelmektedir.

Sonuç ve İstem: Açıklanan ve res’en gözetilecek nedenlerle, olayda ihmali ve kusuru olan zanlılar hakkında gerekli tahkikat yapılarak cezalandırılmaları için haklarında kamu davası açılması istemimi saygılarınıza sunarım.

isim ve tarih

Cuma, Mayıs 16, 2008

siyasal islam ve faşizm

nuh gönültaş, fethullahçılar'ın amiral gemisi zaman'ın mühim yazarlığından, görülen lüzum üzerine, fethullahçılar'ın daha liberal, bol yabancı oyunculu bugün gazetesine geçmişti. siyasi liberal yazılarına güzel güzel devam ederken, islamcı damarına basıldığında pavlov reflekslerinin nasıl çalıştığını dünkü yazısından okuyabilirsiniz.

iktidarın islamcılar'ı nasıl terbiyesiz, nasıl pervasız kıldığının örneği, bir de siyasal islam ile faşizm arasındaki çizginin inceliğinin kanıtı olarak tarihe düşülsün.

hamiş: sonra bir de şu yazıyı buldum. bakın aynı gün hangi gazetede çıkmış.

Pazartesi, Mayıs 05, 2008

her gün hakaret

dört yıl önce, 6 mayıs'ta, katil asker mustafa muğlalı'nın adı, van'ın özalp ilçesindeki kışlaya verilince, bunu yapabilmek için kürtler'den ne kadar nefret edilebileceğini düşünmüştüm. düşünsenize, özalp ilçesi tam da muğlalı katliamı'nın gerçekleştiği yer; orada yaşayan insanlar, 65 yıl önce askerler tarafından sorgusuz sualsiz kurşuna dizilen insanların akrabaları. bir sabah kalkıyorsunuz ve babanızın, dedenizin katilinin adını karşıdaki kışlanın girişinde görüyorsunuz.


muğlalı katliamı, aynı zamanda, türkiye'de yargısız infaz geleneğinin ne denli kurumsal olduğunu, ülkenin kolluk güçlerinin 'yargısızlığı' kafalarında ne denli normalleştirdiklerini gösteren bir olgu. ayrıca, türk ordusu'nun bir kurumsal belleğinin olduğunu ve bu belleğin kin tuttuğunun da göstergesi. altmış yıl bekliyorsunuz, bir iç savaşın sürmekte olduğu, "bölge insanlarını kazanmaktan" söz edilen bir zamanda, o insanlara her gün hakaret etmeyi tercih ediyorsunuz. hoş, aynı ordunun yüzbaşısı zamanında köylülere bok yedirmişti, muğlalı da onun simgesel muadili olsa gerek.

tüm bunlardan bugünkü radikal gazetesinin manşeti dolayısıyla söz ediyorum. ahlaki duruşu falan es geçtim, hukuksal olarak bile cezası kesinleşmiş birinin adının bir kışlaya verilmesi, düpedüz suçu ve suçluyu övmek. milli savunma bakanlığı'nın savunması, bu övgünün üstüne tüy dikmiş: "işlem hukuka uygundur. merhum muğlalı, işlediği suçtan dolayı cezasını çekmiş ve olayın üzerinden 60 yıldan fazla bir zaman geçmiştir. merhumun cezasının veya kısıtlamalarının süresiz devam edeceğinin iddia edilmesi hiçbir hukuki ve demokratik değerle bağdaştırılamaz"

aynı mantıkla yüz yıl sonra almanya'da adolf hitler bulvarı da yapılabilir. adamcağız intihar etti, daha ne istiyoruz, değil mi! hukuki ve demokratik hiçbir değerle asıl bağdaştırılamayacak olan, bu katilin adının bir kışlaya verilmiş olması.

ancak zaten asıl amaç, kürtler'e bir 'mesaj' vermek olunca, hukuk ve demokrasi çöpe atılıveriliyor. ondan sonra da kürtler'i dağdan indirecek olan 'ekonomik paketlerden', 'etkin pişmanlıktan' falan söz ediyoruz. bir toplumun şiirlere konu olmuş kolektif acısına saygı duymayı öğrenemedikten sonra, memleketin tüm bütçesini oraya akıtsanız da bir şey değişmez.

Perşembe, Mayıs 01, 2008

1 mayıs sıkıntısı ve akp'nin kapatılması

önce zamanında muhalefetin özgürleştirici diline yaslanan islamcılar'ın iktidarın yıvış yıvış diline nasıl savrulduğuna, fethullahçı camianın ertuğrul özkök'ünün bugünkü yazısında tanık olalım.

sonra da durup akp'nin bu ülkede özgürlük ve demokrasi adına, öznel iradesini ortaya koyarak ne yaptığını anımsamaya çalışalım. örneğin kürt sorununu çözmek için hangi cesur adımı attılar? ordu'nun mali hesap verebilirliğini sağlamak, siyasete müdahalesini engellemek için hangi parmaklarını kımıldattılar? hrant dink cinayetinin, malatya'nın, trabzon'un arkasındaki gerçek güçlere ulaşmak için ne yaptılar? şemdinli olayları sonrası büyükanıt hakkında soruşturma isteyen savcı linç edilirken akp'liler ne yapıyordu?

şu işin adını doğru düzgün koyalım. akp, türkiye sermayesinin küreselleşme sürecinin müteahhit partisi. bu sürecin gerektirdiği tüm demokratikleşme açılımları bugüne kadar dış dinamikler ile sürdürüldü. bü süreç için gerek koşul olmayan hiçbir açılım ise başat iç siyasi aktör olan akp tarafından başlatılmadı.

söylem düzeyinde ise, akp'lilerin 1 mayıs sayesinde erdoğan'dan mehmet ali şahin'e saçtıkları incilerin nasıl bir yönetim zihniyetine denk düştüğünü tartışmaya gerek yok. 'kimse devlete meydan okumasın' diyen bir adalet bakanı mı demokratikleşme sürecinin öznesi olacak? sözcüsünün gömleğine hrant dink'in kanı bulaşmış bir hükümet mi türkiye'yi demokratikleştirecek?

kapatılma davası sonrasında akp'ye demokratikleşme sürecinin öznesi payesini biçen 'makbul aptallar' en azından bugünden sonra oturup bir kez daha düşünür umarım. söylediğim gibi, ben bu it dalaşında kendimi taraf tutmak zorunda hissetmiyorum. ille de taraf tutma niyeti olanlara bir gaz maskesi öneririm. hem istanbul'da daha rahat soluk alırlar, hem de görüş açılarında büyük bir değişiklik olmaz.