Pazartesi, Aralık 04, 2006

annem ve babam hakkında

az önce marillion'un "this strange engine" şarkısını dinlerken anımsadım bir kez daha, anne ve baba yüreğinin nasıl bir şey olduğunu. şarkı, yazarın babasına bir teşekkürü. her oğulun borçlu olduğu türden bir teşekkür. benim ise katmer katmer.

12 eylül darbesi olduğunda altı yaşındaymışım. annem kızkardeşime hamileymiş. babam bir gün sonra hapse girdiğinde, annem ilkokula henüz başlamış bir çocuk ve karnında başka bir çocuk ile kalakalmış. dostlar akrabalar sayesinde babam hapisten çıkana kadar iyi kötü bir yaşam sürdürebilmişiz, ezgi de o arada doğup büyümüş zaten. anıların bu bölümü benim için yarı anı yarı efsane. benim anımsadığım en eski şey ise, okuduğum değişik değişik ilkokullar: annemin babamın sürgün yaşamı. sonra beni kendi iyiliğim için yanlarından ayırıp ilkokulu daha iyi bir okulda bitirmem için memleketime göndermişler. iyi de etmişler. o sayede anadolu lisesi'ni kazanıp yaşamımın bugüne kadar olan bölümünü kurabildim.

oğullarını akraba da olsa başka birine gönderebilmek nasıl bir duygudur bilmiyorum; ama o günden sonra hemen hep yatılı okudum ben. ailemin yüzünü yılda birkaç kez görebildim. bu yüzden de bir yaşa gelene kadar onların benim için neler yapmış olduğunu anlayamadım bir türlü. iki öğretmenin aylığıyla okutulan bir çocuğun şımarıklıklarının nasıl karşılanabildiğini düşünmüşlüğüm çok değildi. yalnızca maddi olanaklar değil. onların oğlu olduğumu, en kötü zamanımda yanımda olacaklarını bir biçimde hissettirdiler bana. lisede bir dönem islamcı olduğumda seslerini çıkarmayıp işleri oluruna bırakmalarını anımsarım. yıllar sonra, beni gözaltına aldıklarında babamın emniyet'in altını üstüne nasıl getirdiğini ve beni en sonunda gizli kameralardan izlemeyi nasıl becerdiğini anımsarım. on günlük açlık grevinin sonunda, gözaltından çıktığımda, birlikte içtiğimiz ezogelin çorbasını da, samsun'daki evden sabahın bir vakti kaçışımı da. bunların hepsini sorunsuz bir biçimde nasıl idare ettiklerini bilmiyorum. ama sonuçta bugün olduğum ben olmamdaki paylarını, artık, bu yaşımda açık seçik görebiliyorum. gördükçe de tıkanıyorum. bir yaşam yaratmanın karşılığını nasıl ödeyeceğimi bilemiyorum, bulamıyorum. nihayet, benim sahip olduğum tek şey, zaten onların.

tek bir şey geliyor aklıma. önemli bir şey yapabilip onlara adamak. tezim de olabilir, yazmak istediğim bir kitap da. başında 'anneme ve babama' yazsa ne isterim ki daha.

ama şimdilik bu satırlarla devam edelim. annem, babam. iyi ki varsınız. birbiri ardına düzgünce sıralama yeteneğine sahip olduğuma inandığım cümlelerle bir şey yapamıyorum, size teşekkür etmek için. o zaman, size...

2 yorum:

zibirix dedi ki...

bizim için yaptıklarını hep iş işten geçtiğinde fark ederiz nedense. ama henüz fırsat varken fark edebilmek ve ne denli müteşekkür olduğumuzu göstermek de ayrı bir keyif ama bir o kadar da zor.
çünkü yapabildiklerin, yapmak istediklerinin yanında hep yetersiz kalacak...

umut dedi ki...

ayni yollardan gecmisiz resmen, ha biliyordum da bu kadar detayli tuttugunu bilmiyordum :) benim hislerime de vesile olmussun yani ertan'im..

operiz ellerinden her ikisinin de bize ertan ve ezgi hediyeleri icin :)